Teknolojinin bedeli

radiation1Hayatın her alanında kullanılan teknoloji, yaşamı bir yandan kolaylaştırırken bir yandan da tehdit ediyor. Teknolojinin kullanımından vazgeçilemiyorsa, etkisi hakkında bilgi sahibi olmak ve zararlarını azaltmaya çalışmakta fayda var.

Endüstrileşme, teknoloji ve bilimin gelişimiyle radarlar, mikrodalga fırınlar, telsiz iletişim sistemleri, TV ve radyolar, cep telefonları hayatımıza yoğun bir şekilde girdiler. Baz istasyonlarının artmasıyla daha yoğun olarak maruz kaldığımız Radyo Frekans (RF) radyasyon kaynakları aynı zamanda tedavi amaçlı diatermi ve MR1 üniteleri gibi medikal sistemlerde de kullanıyoruz. ELF (Extremely Low Frequency- Oldukça Düşük Frekanslı) alanlar ise evlerde ve ofislerde kullandığımız elektrikli cihazlar, trafolar ve Yüksek Gerilim Hatları (YGH) ile yaşamımızda giderek artan oranlarda yer alıyor. RF alanların değişik biyolojik etkilere neden olduğunu gösteren çok sayıda çalışma bulunuyor. Bu çalışmalar çeşitli kanser türleri, lösemi ve lenfoma, kan beyin bariyeri geçirgenliği ile beyin sıcaklığının, hücre ve DMA sentezinin artması, üremede azalma, kromozomal bozulmalar, beyinin elektriksel aktivitesinin (EEG) değişmesi, kan basıncının artması, davranış bozukluğu, çocuklarda öğrenme güçlüğü gibi pek çok etkinin varlığına dikkat çekiyor. Son yıllarda yoğun görülen Alzheimer, Parkinson, MS, beyin tümörleri gibi beyin rahatsızlıklarının nedenlerinden birinin bu Radyasyon kaynakları olup olmadığı, 2000′li yılların önemli bilimsel araştırma konularından birini oluşturuyor.

radiation

ÇOCUKLARDAKİ ETKİSİ

ELF elektrik ve manyetik alanların biyolojik etkilerine dair yine çok sayıda çalışma bulunuyor.   ELF   manyetik  alanlar  Ekim 2001′de İARC (International Agency lor Research on Canser-Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı) tarafından 2B sınıfı olası kanserojen olarak tanımlandı. Gazi Biyofizik Anabilim Dalı’nın Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile birlikte 9-11 Haziran 2004 tarihlerinde İstanbul’da yaptığı “Çocukların Elektro-manyetik Alanlara Hassasiyeti” toplantısında WHO, ELF manyetik alanların çocuk lösemisini iki kat arttırdığını rapor etti.

Düşük frekanslı elektromanyetik alanlar çocuk lösemini iki kat arttırıyor.

LÖSEMİ X 2

İnsanlarla yapılan laboratuar çalışmaları elektromanyetik alanların, kan biyokimyası ve hematolojisinde sapmalara neden olduğunu, nöroendokrin sistemde hormon salgılanmasını, sindirim sistemini, kardiyovasküler sistemde kan basıncı ve EKG potansiyellerini etkilediğini, sinir sisteminde, EEG dalgı potansiyelinde değişim oluşturduğunu, davranış değişimlerine, depresyona neden olduğunu, deri sıcaklığını etkilediğini gösteriyor. Yüksek Gerilim Hanı yakınında yaşayanlarda baş ağrısı, depresyon ve halüsinasyon oranı önemli derecede yüksek bulunan çalışmalar var.

Ev ve ofislerde kullanılan elektrikli cihazların bulunduğu düşük frekanslı alanlardan beyin sıvısı ve kan birinci derecede, göz sıvısı, tiroit, kas, gastrointestinal sistem, prostat ve teslisler ikinci derecede etkileniyor. Bu alanlar ayrıca uyku düzerimin bozulmasına da neden oluyor.

BİYOTİNİDAZ EKSİKLİĞİ

biotinBiyotin, organizmadaki 4 karboksilaz enzimi için kofaktör olarak görev yapan önemli bir vitamindir. Biyotinidaz, vücutta biyotin döngüsü adı verilen bir reaksiyon zinciri içinde serbest biyotin oluşum basamağı için gerekli bir enzimdir.

Otozomal resesif geçişli kalıtsal bir hastalık olan biyotinidaz eksikliği organizmada biyotin döngüsünü bozarak metabolik asidoz, deri bulguları (parsiyel alopesi vb), işitme ve görme kaybı, konvülsiyon ve nörolojik belirtiler gibi değişik klinik ve laboratuvar bulgularının görüldüğü bir hastalık tablosuna yol açar. Geç kalınan vakalarda koma ve ölüm ile karşılaşılabilir.

Dünya ülkeleri içinde biyotinidaz eksikliğinin en sık görüldüğü ülkelerden birinin Türkiye olduğu bildirilmiştir. Dünya ortalamasının çok üzerinde olup yenidoğanlarda 1:11000 olarak bildirilmektedir. (Baykal T, Huner G, Sarbat G, et al. Incidence of biotinidase deficiency in Turkish newborns. Acta Paediatr, 1998;87(10):1102-3.)

Biyotinidaz Eksikliğinde erken tanı ve tedavi çok önemlidir. Tanı ve tedavide gecikme nörolojik sekeller ve ölümle sonuçlanabilir. Biyotinidaz Eksikliği için uygulanan tarama testi, “Kolorimetrik Test” yöntemidir. İlgili test, kan alma zamanından etkilenmemekte ve bebeğin beslenmesi ve anne sütü alımı ile ilişkisi bulunmamaktadır. Ancak, güneşte veya yüksek ısıya maruz kalmış kan numunelerinin “yalancı pozitif” sonuca sebep olduğu; lipemi, ağır karaciğer yetmezliği gibi hastalıkların da yanlış sonuca neden olabileceği belirtilmektedir.

  • Biyotinidaz Eksikliği KESİN TANI: enzim aktivitesinin yokluğunun serumda gösterilmesine dayanır.
BİYOTİNİDAZ EKSİKLİĞİ KESİN TANI KRİTERLERİ
  • 1. Plasmada kantitatif Biyotinidaz Aktivitesi (BA)
  • 7.1 mU/ml ve üzeri % 100 BA olarak kabul edilmektedir. Buna göre;
  • BA % 10-30 Kısmi BE
  • BA< % 10 ise Belirgin BE denilmektedir.
  • 2. Hastalığı kesinleşen vakalarda aile taraması (kantitatif BA tayini) önerilmektedir.
  • 3. Kanda karaciğer fonksiyon testleri, elektrolitler, kan gazları, laktat, amonyak, kan şekeri değerleri de bakılmalıdır.

Hastalığın tedavisinde BİYOTİN oral yolla verilir. Bulguların düzelmesi tedaviye başlama zamanıyla orantılıdır. Tedavi ile deri ve nörolojik bulgular düzelir. İşitme ve görme bozuklukları tedaviye daha dirençlidir.

Biyotidinaz Eksikliği takibi için Pediatrik Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Klinikleri
  1. Hacettepe Üniversitesi – Ankara
  2. Gazi Üniversitesi – Ankara
  3. Dışkapı Çocuk Hastalıkları Eğt. ve Arş. Hastanesi  – Ankara
  4. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi  -İstanbul
  5. Ege Üniversitesi  – İzmir
  6. Cumhuriyet Üniversitesi  – Sivas

Gömük Penis, Mikropenis

Mikropenis’de penis yapısal olarak normaldir, ancak uzunluğu yaşa göre normların 2.5 SD altındadır.Yenidoğanda penis uzunluğu tam gerildiğinde pubisten itibaren en az 1.9 cm olmalıdır.

Genellikle bir nedenle testesteron (erkeklik hormonu) yetersizlği ya da testesterona cevapsızlık söz konusudur.

Doğum sonrası ve ergenlik öncesi testesteron tedavisi ile en azından cinsel ilişkiye yetecek boyutlara ulaşmak mümkündür.

Gömük penis de ise penis boyu normaldir. Ancak göbek latı yağ dokusunu fazlalığı nedeni ile ya da sünnet hatalarına bağlı olarak penis deri altında gömük kalmıştır. Bu durum mikro penisten farklı olup uygun cerrahi girişimle tatminkar sonuçlar alınabilir.

Doç. Dr. Y. Tarkan Soygür – Çocuk Ürolojisi.

Veziko Üretral Reflü

Veziko-üreteral reflü, idrarın mesaneden böbreklere geri kaçması demektir. Normalde idrar tek yönlü olarak böbreklerden üreterler yolu ile mesaneye gelir ve kesinlikle mesaneden böbreklere geri kaçmaz. Reflü böbrek enfeksiyonlarına (pyelonefrit) ve sonra böbrek hasarına (renal skar) neden olabilir.

İdrar yolu enfeksiyonu geçiren tüm çocuklar, özellikle bu ateşli bir enfeksiyon ise, reflü açısından incelenmelidir. İnceleme voiding sisto-üretrografi (VCUG: işeme sisto-üretrografisi) ile yapılır. Bu incelemede çok ince bir sonda ile mesane yani idrar kesesi radyoopak (renkli madde) madde ile dodurulur ve skopi (röntgen) yardımı ile reflü olup olmadığı ve varsa derecesi tespit edilir. Bu konuda uzmanlaşmış pediatrik radyologlar tarafından yapıldığında son derece basit ve hastayı az rahatsız eden bir incelemedir.

Böbrek enfeksiyonlarına bağlı, böbreklerde skar (hasar) gelişip gelişmediğini analayabilmek için en güvenilir yöntem DMSA böbrek sintigrafisi olup, nükleer tıp uzmanlarınca yapılmalıdır.

Reflü özellikle küçük yaşlarda tanı almışsa ve çok yüksek dereceli değilse kendi kendine düzelebilir. Burada önemli olan düzelme için beklenirken çocuğun böbrek enfeksiyonu geçirmesine engel olabilmektir. Reflü tanısı alan çocukların büyük kısmında koruyucu (profilaktik) antibiyotik başlanarak beklemek başlangıçta yeterlidir. Beklemek ile düzelmeyen, ya da antibiyotiğe rağmen tekrarlayan enfeksiyonları olan çocuklarda cerrahi tedavi gerekir. Açık cerrahi neredeyse kesin çözüm sağlar.

Son yıllarda endoskopik (kapalı ameliyat) yöntemler önem kazanmaya başlamıştır. Uygulaması çok kolay olan bu yöntemde işlem 15dk kadar sürmekte ve hasta aynı gün taburcu olmaktadır. Başarı oranı açık cerrahiden biraz daha düşük olsa da hızlı ve kolay bir tedavidir.

Doç. Dr. Y. Tarkan Soygür – Çocuk Ürolojisi.

Gece İdrar Kaçırma

eme disfonksiyonuna bağlı genişlemiş idrar kanalı ve reflü. Belirgin işeme disfonksiyonu olan çocukta Spinning-Top üretra görünümü.   Gece idrar kaçırma (enuresis nokturna) tek başına görülüyor ise, ciddi bir sorun değildir. Gece idrar kaçırmadan bahsedebilmek için çocuk en az 5 yaşında ya da daha büyük olmalıdır. Kendi kendine düzelebilen bir durumdur (Her yıl %15-20 düzelir). Çocuk 15 yaşına geldiğinde %98 düzelmiş olur. Düzelmiyor ise bir takım ek öneriler ve ilaç desteği ile yardımcı olunabilir. Bir takım alarmlı yatak ya da iç çamaşırlarının kullanılması da tedavi alternatifleri arasındadır.

Gündüz idrar şikayetleri olan, aniden idrara sıkışan, tuvalete gidene kadar kaçıran, ya da son dakikaya kadar idrar tutmaya çalışan, idrar bekleten, beraberinde kabızlık gibi defekasyona (büyük tuvalte çıkma) ait sorunları olan çocuklar için daha detaylı ve ileri incelemeler (ürodinamik tetkikler) gerekli olabilir. Bu tip idrar sorunlarının devam etmesi, tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonları ve mesane fonksiyon bozukluğu gibi daha ciddi sorunlara yol açabilir. Bazı çok ileri olgularda tablo böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir.

Doç. Dr. Y. Tarkan Soygür – Çocuk Ürolojisi.

Nörojenik Mesane Disfonksiyonu

Nörojenik mesane disfonksiyonu, mesaneyi çalıştıran sinirlere ait bir probleme bağlı olarak, mesanenin idrarı yeteri kadar depolayamaması ve/veya boşaltamaması anlamına gelir. Genellikle spina bifidalı çocuklarda görülen meningosel, meningomyelosel gibi patolojilere bağlı gelişir. Bu çocuklar beyin cerrahisinde (nöroşirürji) ameliyat olduktan sonra hemen çocuk ürolojisinin takibine girmelidirler. Video-ürodinamik incelemeler ile mesane fonksiyonları değerlendirilmeli, gerekirse ara sonda uygulamarı (T.A.K: Temiz Aralıklı Kateterizasyon) başlanmalı, antikolinerjik ilaçlar eklenmelidir. Bu tip çocuklarda sıklıkla barsaklara ait sorunlar da söz konusu olup, kabızlık ve gaita kaçırma birlikte bulunabilir. Bunların tedavisi de mesane ile ilgili problemlerin ayrılmaz bir parçasıdır.

Daha ilerlemiş olgularda, mesane büyütme ameliyatları (ogmentasyon), idrar kaçırmayı azaltıcı ameliyatlar (mesane boynu rekonstrüksiyonları-slingler) gerekebilir. Bu çocukların çoğunda TAK gereklidir ve TAK’ı kolaylaştırmak için göbeğe alternatif kanallar (Mitrofanoff) yapılabilir. Bu yeni kanallar bir çok aile ve çocuk tarafından ara sonda kullanımı için büyük kolaylık olarak görülmektedir.

ileDoç. Dr. Y. Tarkan Soygür – Çocuk Ürolojisi.

Posterior üretral valv

Posterior üretral valv, erkek çocuklarda görülen ve mesane çıkışını tıkayan bir çeşit doku katlantısıdır. Mesanedeki idrar dışarı yeterli çıkamadığı için, bu böbreklere yüksek basınç şeklinde yansır. Veziko-üreteral reflü görülebilir. Mesane duvarı kalınlaşır. İdrar kanalı genişler (posterior üretra dilatasyonu). Anne karnında idrar çıkışı azaldığı için amnion mayii de (çocuğun içinde bulunduğu su) azalır. Bu çocuk için ciddi risk oluşturur.

Antenatal (bebek anne karnında iken) yapılan ultrason incelemeleri ile tanı konulabilir. Erken ya da zamanında doğup yaşatılabilen çocuklarda yapılması gereken şey mümkün olan en kısa sürede kapalı yöntemle (endoskopik) bu valvin (doku katlantılarının) kesilmesi ve normal mesane dolup boşalmasının sağlanmasıdır. Bu çocuklar ömür boyu çok yakın takip ve tedavi gerektirirler.

Doç. Dr. Y. Tarkan Soygür – Çocuk Ürolojisi.

Posterior Üretral Valv

Posterior üretral valv, erkek çocuklarda görülen ve mesane çıkışını tıkayan bir çeşit doku katlantısıdır. Mesanedeki idrar dışarı yeterli çıkamadığı için, bu böbreklere yüksek basınç şeklinde yansır. Veziko-üreteral reflü görülebilir. Mesane duvarı kalınlaşır. İdrar kanalı genişler (posterior üretra dilatasyonu). Anne karnında idrar çıkışı azaldığı için amnion mayii de (çocuğun içinde bulunduğu su) azalır. Bu çocuk için ciddi risk oluşturur.

Antenatal (bebek anne karnında iken) yapılan ultrason incelemeleri ile tanı konulabilir. Erken ya da zamanında doğup yaşatılabilen çocuklarda yapılması gereken şey mümkün olan en kısa sürede kapalı yöntemle (endoskopik) bu valvin (doku katlantılarının) kesilmesi ve normal mesane dolup boşalmasının sağlanmasıdır. Bu çocuklar ömür boyu çok yakın takip ve tedavi gerektirirler.

Doç. Dr. Y. Tarkan Soygür – Çocuk Ürolojisi.

Sünnet ve Sünnet Hatalarının Düzeltilmesi

Sünnet, en sık yapılan pediatrik ürolojik girişimlerden bir tanesidir. Bazı durumlarda tibben sünnet gerekli olabilir. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, sünnet derisinin darlığına (fimozis) bağlı rahat idrar yapamama, anne karnında saptanan üriner sisteme ait bozukluklar, veziko-üreteral reflü gibi durumlarda çocuk ürologları sünneti gerekli görebilir.sunnet2

Özellikle sünnet derisi darsa bunu zorlayarak açmaya çalışmak bir sonraki seferde daha ciddi darlıklara yol açabileceği için bu zorlamalardan kaçınmak ve gerikirse erken sünneti düşünmek mantıklı olur.

Ailenin isteğine bağlı sünnetler için önerilen yaş aralığı 6 ay ile 2 yaş arası ya da 5. yaştan sonradır. 2-5 yaş arası çocuklarda sünnet nadir de olsa bir takım psikolojik sorunlara yol açabilir.

Doğumdan sonra yapılan yenidoğan sünneti de eğer aile isterse iyi bir alternatif olabilir.

Sünnet için söylenebilecek en önemli şey bunun bir cerrahi müdahale olduğu, uzman kişilerce yapılması gerektiği ve usulüne uygun yapılmaz ise tüm cerrahi girişimlerde olduğu bir takım ciddi komplikasyonlara yol açabileceğidir.

Doç. Dr. Y. Tarkan Soygür – Çocuk Ürolojisi.

Antenatal Hidronefroz

Antenatal Hidronefroz, çocuk anne karnındayken ultrason ile tanı konulan, böbrek (ler), üreter(ler) ya da mesane ve üretradaki genişlemeyi ifade eder. Olay tek taraflı (unilateral) ise, ilgili böbrek etkilenebilr ancak çocuk için risk yoktur. Çift taraflı (bilateral) etkilenen ya da tek böbrekli olup, o böbreği etkilenen olgularda ise çocuğun anne karnında içinde yüzdüğü sıvı azalabilir (oligohidroamnioz). Bu ciddi bir durum olup, çocuğun akciğer ve böbrek gelişimi etkilenir ve ölü doğumlara kadar ilerleyen bir tablo ortaya çıkabilir.

Tek taraflı olgular için yapılması gereken, çocuk doğduktan sonra koruyucu antibiyotik başlamak, ilk hafta ultrason ve gerekirse voiding sisto-üretrografi (VCUG: işeme sisto-üretrografisi) çekmek, 6. haftada ise bir böbrek sintigrafisi (MAG-3) yaptırmaktır.

Bu tip tek taraflı olguların neredeyse yarısında neden üretero-pelvik bileşkedeki idrar geçişindeki bir yetersizliktir. Bu durumda böbreklerde oluşan idrarın idrarı mesaneye iletecek kanal olan üretere geçişinde bir sorun vardır. Böyle hastaların çoğunda yakın takip ile sorun kendi kendine düzelmekte ancak her 5 hastadan 1′inde ameliyat gerekmektedir.

Multikistik displastik böbrekler daha nadir görülen olgular olup, bu durumda böbrek dokusu tamamen üzüm salkımı şeklini almış ve çalışamaz hale gelmiştir. Karşı sağlam böbrek gelşimsel olarak normal olduğu için çocuk için bir risk oluşturmaz. Bugünkü bilgilerimiz multikistik displastik böbreklerde tümör gelişmesi, enfeksiyon ve hipertansiyon gibi risklerin böbreğin alınmasını gerekli kılacak kadar yüksek olmadığı şeklindedir. Bu çocuklar bir çocuk üroloğu tarafından takip edilmeli, 6 ayda bir kez, multikistik böbrek ve karşı sağlam böbrek açısından değerlendirilmelidir.

Burada bir önemli nokta hastaların neredeyse 1/3′ünde sağlam böbreğe mesaneden idrar geri kaçışının (veziko-üreteral reflü) olabileceği ve çocukların bu yönde incelenmesi gerektiğidir (bkz:veziko-üreteral reflü).

Çift böbrek anomalileri, üreteroseller (idrarı boşaltıcı kanal olan üreterin mesane içindeki kısmının adeta balonlaşması ve idrarın tam olarak mesaneye geçememesi), üretero vezikal darlıklar (üreterin, mesaneye birliştiği noktada tam idrar geçişi olmaması ve buna bağlı üreterin genişlemesi) doğum öncesi dönemde tanı alabilen ve genellikle tek taraflı seyreden durumlardır.

Posterior-üretral valv, mesanedeki idrarı boşaltan üretra adı verilen kanalın hemen başındaki bir darlığı ifade eder ve mesanedeki idrar tam boşalamadığı için her iki böbrekte bu durumdan etkilenir. Mesanedeki idrar dışarı yeterli çıkamadığı için, bu böbreklere yüksek basınç şeklinde yansır.

Doç. Dr. Y. Tarkan Soygür – Çocuk Ürolojisi.